Herkesin bir miladı var. Bizim doğumumuz ebeveynlerimiz için bir milat olsa da doğumuzla başlayan zaman dilini, kendi yaşamımızda anlamlandırdığımız dönüm noktalarıyla birleştirerek kişisel tarih cetvelimizi oluşturuyoruz. Bazen toplumsal bazen küresel olaylar kişisel tarihimizde bir milada dönüşüyor. “Büyük depremden önceki vakit…” ya da “Pandemiden sonra değişen alışkanlıklarım…” diyerek söze girdiğimizde, toplumsal olayların şahsi almanağımızda dönüm noktaları oluşturduklarını fark edebiliyoruz. Lakin kişisel tarihlerimizin milatları genellikle içtimai vukuatlar değil hem beklediğimiz hem beklemediğimiz öznel yaşam olaylarıdır. Zihnimizde taşıdığımız öncesi ve sonrası olarak işaretlediğimiz hadiselerdir. Bu milat bazen bir yas, bazen bir kavuşma, bazen ise bir mücadeledir. Anlatılarımızın içindeki öncesi ve sonrası’lardır; evlendikten sonra, annem/babam/arkadaşım/eşim/kardeşim vefat etmeden önce, çocuklarım doğduktan sonra, kansere yakalanmadan önce …
Yaşamımızdaki hadiseleri zihnimizde ve kalbimizde nasıl taşıdığımız, kişisel tarihimize de nasıl bir yön vereceğimizi belirler. Kayıplarımızın ardından ya da beklentilerimizin belirsizliğinde kendi zaman çizgimizde geçmişe sıkışıp kalabilir veya geleceği bekleyip durabiliriz. ZamAna dahil olamadıkça anılar, hayaller, hedefler arasında gidiş gelişler huzursuz ve tehdit altında hissetmeye neden olabilir. İçinde bulunduğumuz an, geçmişin keşkeleri ile geleceğin belkileri arasında sönükleşir. Bilinmeyenin tedirginliği ve aşırı nostaljinin hüznü olumsuzluk önyargısını devreye sokar. Neşeli, ümitli veya övgü dolu olanı işitmek yerine elimizde olmayanı arar, olumsuz atfettiğimiz uyaranlara daha çok odaklanırız. Olumsuz hissettiklerimiz üzerine daha sık ve yoğun düşünmek olumsuz bilgilerle karar vermeye neden olup, daha olumsuz düşünmeye götürerek zincirleme bir aksülamel yaratır. Düşüncelerimiz ne kadar olumsuzsa başka açılardan düşünebilme penceremiz de o kadar daralır; düşüncelerin kasvetli dehlizlerinde kalma, ruminasyon (düşüncelerin tekrarlı biçimde zihinde dönüp durması) ve takıntıların oluşma olasılıkları yükselir[1]. Velhasıl, kişisel tarihimizi anlamlandırmadıkça olumsuz düşünceler zemininde yürümeye başlar ve en sonunda farkında olmadan bardağın boş tarafında boğuluruz.
Öznel zaman çizgimizdeki devirler, deneyimlediğimiz olayları nasıl anlamlandırdığımıza göre çeşitlenir. Bir devrin içinde sıkışıp kalabileceğimiz gibi, manalandırmadığımız tecrübeler de kişisel tarihimizdeki boşluklara dönüşebilir. Boşlukları doldurabilmek, duygusal gelişimizin izlerini sürmek adına geriye dönüp anı kalıntıları arasında geçmiş ben’imizi arar dururuz. Miladi takvim zamanda bir yıl daha ileri sardığında, kişisel tarihimizdeki anlamlandıramadığımız boşlukları doldurabilmek, ismini koyamadığımız devirlerden kaçmak ve iyileştiremediğimiz yaralara aldırış etmemek adına gerçekleştirebileceğimizden çok “yeni yıl kararları” alırız; nev sorumluluklar üstleriniz. Yeni yıl için kabarık bir yapılacaklar listesinin, boş tarafında boğulduğumuz bardağı doldurabileceğine inanmak isteriz. Halbuki, günler ilerledikçe tamamlanamayan maddelerin tetiklediği olumsuz hislerle bardağın dolu tarafını da boşaltmaya başlarız.
Kendi zaman çizgimizi anlamlandırmak ve bardağımızdaki su miktarını arttırmak için belki de yeni kararlar almamız değil, bazılarından vazgeçmemiz gereklidir. Sürekli başarılı olma, daimî mutluluğu bulma, sabit müspetliğe sahip olma, insanların beklentilerini karşılama veya mükemmel olacak kadar iyi olma gibi yapamayacağımız şeyleri üstlenmeye kalkmak yaratıcı zemin yerine yıkıcı bir düşünce zemininde dolaşmamıza neden olabilir. Hulasa, yapılacaklar listesi yerine yapılmayacakları belirlemek kendi milat noktamızdan biri sayılabilir:
“Elalem ne der diye düşünmeyi bıraktığım gün!”
“Hüzünlü olmanın da mutlu olmanın da birbirini tamamladığını anladığım; tüm duygularımı yaşamaya cesaret ettiğim yıl.”
“Mükemmel olmaya çalışmanın beni kaygılandırdığını, kusurlu olmanın beni ben yaptığını kavradığım devir.”
[1] https://www.nature.com/articles/s41598-021-98138-x
Ayşe Naz Hazal Sezen
(Klinik Psikolog/Psikoterapist- aysenazhazalsezen@gmail.com)