Oysa ki belli tarihten itibaren CHP’yi yönetenlerin nobranlığından, her seçimde otobüs kalkıyor binen binsin, oy vermezseniz AKP gelir tehditinden toplum yorulmuştu; ama yalın gerecek şu ki AKP hiç gitmiyordu!
2023 seçimlerinde bir umut diye sürekli SOL arayışında olan toplum yaşasın, büyüsün diye oy verdi. Ama onlar kısa sürede toplumun umudunu boşa çıkararak söylemlerinin aksi bir istikamete yolculuğa çıktılar.
Birisi TKP’den kariyerizm tutsaklığı sebebiyle ayrılıp, HDP’ye kapak atıp milletvekili oldu, birisi Fetö kumpası ile içeri girince bunu milletvekilliğine tahvil edip HDP’den milletvekili olup sonra da ağır ithamlar yaparak TİP’e geçti. Diğeri şimdilerde CHP’de değişimci ekibin akıl hocalarından siyaset bezirganı Bülent Tezcan abisinin tensipleri ile 2018’de önce CHP’den milletvekilliğini garantileyince solcu (!) olduğu aklına gelip TİP’e kapak atarak 2023’te yeniden milletvekili oldu.
Kimlerden mi bahsediyorum? Tabi ki 2017’de kurulan adından başka, tarihteki Türkiye İşçi Partisi ve aktörleri ile hiçbir alakası olmayan, adını TİP koyup, parti deyip üç kişi ile parti yöneten oportonizm ve kariyerizm batağında debelenen, Erkan Baş, Ahmet Şık ve Saliha Sera Kadıgil’den oluşan üç kişilik “saz ekibinden” bahsediyorum. Barış Atay bu eleştirilerden aridir. Zira gerek milletvekilliği yaptığı süreçte ki mücadelesi, gerekse kendisi seçilecek yerden aday olmayıp, yerini hukuksuz bir şekilde içeride tutulan Can Atalay’a bırakması takdire şayan bir tutumdur.
Reis bir türlü adını koyamadığı dünyada örneği olmayan bir sistem getirdi. Sistemi topluma pazarlarken, o güne kadar kendi kurduğu hükümetlerde hiç koalisyon olmamasına rağmen, “ülkeyi koalisyonlara mahkum etmeyeceğiz” diskuru ile sistemi hayata geçirdi. Gel gör ki kendisi koalisyona mahkum oldu. Hem de bir zamanlar ağıza alınmayacak sözler sarfettiği Bahçeli’ye! Ama sonunda sisteme bir ad buldu. “Kimin eli kimin cebinde belli olmayan sistemi”
Bence sistemin adı mükemmel. Gerçekten tam da o yaşanıyor. Kimin eli kimin cebinde olmayan sistemi en çokta “Kurt puslu havayı sever” misali, puslu hava zihin gerisinde ki her türlü ahlak ve etik dışı pratiği hayata geçirenlerin işine yarıyor. Çünkü bu hava bir bahanenin arkasına saklanmayı kolaylaştırıyor!
O bahane; Kimi zaman köprüden önce son çıkış, kimi zaman Cumhuriyeti kurtarmak için bu son seçim. Şimdi ise İstanbul düşerse ülke düşer, AKP gelir haaa… Bu numarayla her dönem küçük bir klik ballı kaymaklı belediyeleri aralarında bir güzel paylaşıp, beş yıl sonra kaldıkları yerden bu sür git devam ediyor…
Oysa ki İstanbul düşer diyerek peşine takıldıkları şahıs, ablası Meral ile birlikte önce CHP 7.Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’na Saraçhane’de darbe yapmak istedi bu olmayınca Altılı Masa’yı devirip, Kılıçdaroğlu’nun kazanmaması üzerine kurguladıkları tezgahı hayata geçirerek ülkenin anahtarını yeniden Erdoğan’a teslim ettiler. Amaç ülkeyi Tayyip Erdoğan, İstanbul’u da CHP değil İmamoğlu yönetsin. Ki beş yıllık pratik, CHP’de kurultay da yaşanan rezalet ve en son aday belirleme garabeti bunun en somut göstergesidir.
Şimdi köşe başlarını tutan ve fonlanan ne kadar siyaset tüccarı, stratejist, analist ,jurnalist, sanatçı, yazar, çizer geçinen yalaka tayfası varsa, topluma kendi menfaatlerini ülke menfaati diye yutturmak istiyorlar. Kendi çıkarlarına karşı çıkan herkesi hain ilan ederek linç ediyorlar.
Ne yazık ki bu puslu havadan bu üçlü de yararlanıyor. TİP’in tarihsel misyonunun hilafına bu çürümüşlüğün bir parçası oldular.
Bu üç kişilik saz ekibi, toplumun önünde devrimcilikten, sosyalizmden dem vurup, adından başka tarihteki Türkiye İşçi Partisi’nin ne kuruluşu, ne kurucuları ne de tarihsel misyonunu ile zerre kadar alakası olmayan, tam da kendi siyasal anlayışlarına denk düşen pratiği sergiliyorlar.
Son tahlilde “Biz müteahhiti aday yapmayız, CHP bize sağcı dayatırsa, bizde kendi adaylarımızı çıkarırız” deyip, iri ve hamasi sözleri üfürüp, sonra da kapalı kapılar ardında döne dolaşa müteahhitin dükkanına teslim oldular.
Televizyonlarda kapımızdan içeri giremez dedikleri; yargılanmış olduğu nitelikli dolandırıcılık davasında vaktiyle TİP’in kurucusu Kemal Türkler’in katili Ünal Osmanağaoğlu’nu Yargıtay’ın direnmesine rağmen hapisten çıkaran zamanın ağır ceza reisi Ali Asker Kazak’ı avukat olarak tutan müteahhiti destekleyerek üç maymunu oynuyorlar.
Yüzde 4,08 oyları ve dört milletvekilinin üçünü çıkardıkları İstanbul’da aday çıkarmayıp, hiçbir iddialarının olmadığı, sonuca bir etkisi olmayan bazı ilçelerde dostlar pazarda görsün misali aday çıkararak kasaba kurnazlığı ile toplumun gözünü boyamak istiyorlar.
Siz siz olun sağcı yada solcu fark etmez. Profesyonel siyasetçilerin ne söylediklerine değil, ne yaptıklarına bakın. Hatta kapalı kapılar ardında hangi kirli tezgahların içinde olduklarını çok ama çok iyi araştırarak oy verin.
Hele hele puslu havayı fırsat bilerek kendi kişisel kariyerleri için bu fırsatı ganimete çevirmek isteyenleri sandığa gömün. Gömün ki bu asalaklar “Vatan Millet Sakarya” edebiyatı ile ahalinin sırtına binmesinler.
TURGAY EMİNOĞLU
